sevdiğim , yapmaktan keyif aldığım o kadar çok şey var ki .... Bazen hepsini yapmaya zamanım yetmeyecek korkusu sarıyor, sonra o yoğunluk , o her şeyi yapma deneme isteği bir anda yok oluyor . Kısa bir süre ortalarda görünmüyor. O aralar sebepsiz bir hüzün başlıyor bende , böyle bir boşluk... Sonra tekrar elime bir şeyler alıyorum ve ve yine mutluyum.
En çok keyif aldığım şeyde sanırım fotoğraf çekmek . Gördüğüm , bakış açımda bana güzel gelen her şeyi çekmek istiyorum. Çoğu kez kendi kompozisyonumu yaratıyorum.Çok daha fazla düşünüyorum , uğraşıyorum , yan yana getiriyorum. Belki de bu yüzden İG'i çok seviyorum . Eee fotoğraflamak kadar güzel olan bir diğer şeyde paylaşmak. İG'den önce mesela PC'de mezuniyet fotoğraflarına bakarken arkadaşın araya karışmış 'mezuniyet belgen , çiçek ve çikolata' bir arada olan fotoğrafını görünce ' bu ne kız , ahahaha ' diye seninle dalga geçekerken şimdi o foto İG'de bilmem kaç küsur laykk alıyor. Ya da facebooka koyduğun 'bir fincan kahve yanı kitap 'fotonu görenler 'ayy kro , yeni bardak almış galbaa onu gösteriyo , kitabı okuyo sanki ayyy' derken en çok kahveli , kitaplı ,kedili hesaplar takip ediyor. Yani selfielerini ya da baraj kenarında pikniği değil ama çektiğin çanak çömleğin albümcüsü İG. Ama benim teyzem halen 'fincanı ve yanında ki momiji bebeği ' neden çektiğimi anlamıyor.Onun için ; Saçma , çok saçma ... Peh ...
Fotoğraf için bir diğer iyi malzeme kesinlikle mutfak. Yemeği çok seven bir milletiz. Mesela kendimden örnek vereyim takip ettiğim 2günün egzersizi' hesabının videolarını beğenip ' süper hareket yapmak lazım 'diyerek geçerken ve sonra tamamen unuturken , gördüğüm çuçuli soslu , munu munu yatağında dinlendirilmiş, sasa baharatıyla hareketlendirilmiş barbun balığını denemek için mutfağa koşuyorum.
Hiç üşenmiyorum. Çünkü mutfağı çok seviyorum. Yapıyorum sonra tabağa koyunca o görüntüsüne bayılıyorum ve uzun bir süre kıyamıyorum .Sonra başlıyorum fotoğrafını çekmeye . Benim , Buse'nin ,Mehmet'in o kadar fotoğrafı yoktur.Sağdan çekeyim , soldan alayım, bu ışık iyi , yok üstten görünüş daha vurucu derken 100'lerce fotoğraf birikiyor. Sonra eliyorum eliyorum ve sadece 2 ya da 3 fotoğraf beğeniyorum , onlarda ehh işte kıvamında . Ama yine de çekmeyi seviyorum ...
Bu aralar yemek fotoğraflamaya iyice takmış durumdayım. Yaptığım yemeği yaparken bazen tek düşündüğüm nasıl bir fotoğraf kompozisyonu oluşturabilirim oluyor. Yapıyorum. fotoğraflıyorum, tam bloga yazıyorum, sonra vazgeçiyorum . Ya ben yemek blogumuyum , sonra yine kızıyorum ama kendime illa yemek blogumu olmam lazım diye... Ben paylaşmayı seviyorum. Tek bir şey üzerine yazmakta istemiyorum. Sonra kendime hatırlatıyorum ' O blog senin fotoğraflı sanal günlüğün ' ... Sonra gaza gelip paylaşıyorum ...
Ayy zaten paylaşmam lazım , bu kadar çok tarifi kendime saklarsam bir yerde patlarım . Onlarca yemek kitabı , onlarcan çok daha fazla yemek dergisi ve binlerce denemeyi bekleyen tarif.
Şimdi her gün yeni bir tarif deniyorum , dergilerimdeki ve yemek kitaplarımdaki . Az kaldı 'yemek kitabı ve dergisi tarifi deneyicisi' mesleğini hayatımıza sokmaya , bir gün bunu meslek olarak kabul ettirirsek ve dünyaca ünlü 'yemek kitabı ve dergisi tarifi deneyicisi' olursam ve bana neden bu meslek diye sorarlarsa gerçeği söyleyeceğim ; 'her ay en az 3 yemek dergisi alıyordum ve eşim her defasında 'dergileri yicez galiba , anca alıyon , hani ortada tarif marif yok ' diyordu , en sonunda dayanamadım ve bu mesleğe başladım ' ...
Evet sırf Mehmet'e sen görürsün demek için başladım her gün bir tarif işine . En son pancar çorbasını içerken gözleri üzüntüden dolu doluydu . 'bence gayet güzel ' dediğimde 'entelmiyiz biz , tarhananın nesi var , yap tarhanayı içelim mis gibi ' dedi... Naparsan yap yaranamıyorsun işte . Ama daha sırada avakadolu pilav var .Onu yaptığım gün erkenden haber vermemi istedi , yanında avukat ile gelecekmiş.
Ama 'Tahin soslu , tavuklu ekmekleri yerken gayet mutluydu...
Valla itiraf ediyorum bende bu kadar iyi olacağını , tahin ve tavuğun birbirlerine bu kadar yakışacağını tahmin etmezdim . Korkarak yaptım. Birde tarif lezzet dergisinden olunca daha da bir korkuyorum çünkü şimdiye kadar hiç bir tarifi tutmadı. Uzun süre önce bıraktım zaten 'lezzet' dergisini... Şimdi eski sayılarda yapmayı istediklerimi yapıyorum, ölçüler bende hiç tutmadığı için genelde yapılış aşamalarını okuyorum. Oda bana bir nevi ilham veriyor. Çoğu kez malzemelerde tutmuyor 'çilek şarabı sirkesi'ni Çanakkale'de aramakla zaman kaybetmemek için kendi tadımı kendim oluşturuyorum. Bu ekmekler gibi...
Malzemeler
- Dilimlenmiş ekmek
- 2 parça but
- Zeytinyağında yumuşatılmış kuru domates
- 1 adet taze soğan
- Maydanoz
- Beyaz susam ( biraz kavrulmuş)
- 1 çorba kaşığı zeytinyağı
- tuz
- karabiber
- kimyon
-pul biber
Sos için malzemeler
- 1 kase süzme yoğurt (ben kendi mayaladığım yoğurdu 1 gece temiz bir tülbentte bekleterek yapıyorum)
- 2 Yemek kaşığı tahin
- 2 diş sarımsak
haşladığımız tavuğu minik parçalara ayırdıktan sonra ince ince kestiğimiz taze soğan , kurutulmuş domates ve maydanoz ile karıştırarak derin bir kapta harmanlıyoruz. Daha sonra zeytin yağının içine baharatlarımızı ve susamı koyup karıştırdıktan sonra tavuklu karışımımıza ekliyoruz.
Ayrı bir kapta süzme yoğurdumuzu, tahin ve sarımsağımızı karıştırıyoruz.
Tavada hafifçe kızarttığımız ekmek dilimlerimizin üzerine yoğurt , tahin karışımımızı sürdükten sonra tavuklu harcımızdan bol miktarda koyuyoruz . Sonra 'iyimiş , tahinle yoğurt çok iyi oluyomuş , bayağı iyi yeaa' diyerek yiyoruz ....
Konu tahinden açılınca fıstık ezmesi ile de muhteşem bir ikili oldular. Biraz tahin , biraz fıstık ezmesi ... Bir dilim ekmek , bir muz ve biraz bal ve birde sevginiz ( tamam evet fazlasıyla kıroyum ) işte bütün ihtiyacınız olan bu ayy tarçın var bide ...