momiji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
momiji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Çikolatalı karadutlu ekşi mayalı ekmek


'Ekşi maya yapmaya bir kere başladıysanız artık bundan kurtuluşunuz yoktur' diye bir cümle okumuştum maya yapmaya ilk karar verdiğim zamanlar . Garip gelmişti bu cümle , ya hadi  o kadar da abartmayalım demiştim . Ama kesinlikle doğruymuş. Ailenin bir bireyi oluyormuş (gülmeyin bu işe başlayınca gerçekten de aileden oluyor)  , ondan vazgeçemiyormuşsun. Seninle kalması için elinden geleni yapıyorsun.




Zaten ilk başta onu yaşayan bir maya haline getirmek o kadar zor ki. Şu göz göz hali görmek çok zor. Bu kadar zor elde ettiğin bir mayayı tabiki de ailenin bir bireyi sayarsın . Ve ondan kopamazsın. 

Ben tam beş başarısız deneme yaşadım. Her defasında üzüldüm , hemde çok . Ama asla pes etmedim. 
Tarif belliydi zaten , bugüne kadar denediğim hiç bir tarifinde hüsrana uğramadığım cafefernando tarifiydi ekşi maya tarifim . Tarife tamamen sadık kalarak yapıyordum, ne dediyse harfi harfine , ölçüsü ölçüsüne uyarak  ama ilk 2 gün çok iyi giden mayam 3. gün sonunda kesinlikle ölüyordu .

 İlk başlarda hatayı nerede yaptığımı anlayamadım ama sonra ısının ne kadar önemli olduğunu anladım. Çünkü ben maya olayına başladığımda havalar yeni soğumaya başlamıştı ve evlerimiz henüz ısınmamıştı. Havalar ısınınca mayam olmaya başladı.


1. gün , 2. gün , 3. gün 4. gün derken heyecan ile 9 günün tamamlanmasını bekledim .Her gece rüyalarıma girdi mayam. Her gün sabah kalkınca ilk işim mayamın durumuna bakmaktı.





Mayam ile bir ekmek hamuru yoğurduğum günü hayal ettim resmen günlerce. Çok çok büyük bir sabır işi imiş maya yapmak.

  İlk ekmeği yoğurduğum gün artık tamam dedim ve mayamın ağzını kapatıp dolabın en görünen yerine koydum. 28 kasımdan beri bizimle 2-3 günde bir besleyerek , sayesinde onlarca ekmek yaparak bugünlere getirdim.



  İlk ekmeğimin , sesini (evet ekşi mayalı ekmeğin gerçekten fırından ilk çıktığı zaman olan bir melodisi var ) , kokusunu , tadını unutamam.

 İlk ekmeğim sadeydi. Sonra her bir denemede yeni bir tat eklemeye başladım. Kuru domates, ceviz, fındık , taze kekik derken yavaş yavaş işi fanteziye dökmeye başladım . Ve en sonunda çikolatalı, karadutlu  ekşi mayalı ekmek yaptım.
 Yaptım ve o da oldu . Hemde şahane oldu. Öyle kek gibi de değil... Bildiğin ekmek gibi ...













Ekmeğin bu kadar çok fotoğrafını koymamın sebebi yüzler fotoğraf arasında en son bunlara karar vermem hatta verememem kıyamadım silmeye fotoğrafları, çünkü yapmak, yemek kadar fotoğraflamakta bir tutku benim için ...
 
 Ve gelelim ekmeğin faydalarına , tarifine ....

 -1 kahve fincanı kadar ekşi maya
 - 3 su bardağı un (ya da aldığı kadar )
 - 2 su bardağı içme suyu
 - Yarım su bardağı karadut
 - Yarım su bardağı ince ince kesilmiş çikolata ( kuvertür çikolata kullanmanızı tavsiye ederim)
 - 1 su bardağından biraz az kakao
 - Kakao bardağını tamamlayacak kadar toz şeker ( isteğe bağlı )

Geniş bir yoğurma kabının içinde mayayı 1 bardak su ile çözüyoruz. Biraz un koyarak ele hafif yapışan bir hamur yoğuruyoruz. Hamurun üzerini nemli bir bez ile örterek 2-3 saat sıcak bir köşede  dinlenmeye bırakıyoruz. Bu dinlenme sırasında her yarın saatte bir elimizi hafifçe ıslatarak hamuru alttan üste doğru kıvırarak havalanmasını sağlıyoruz.
  2-3 saatlik dinlenme süresi tamamlanınca geri kalan unu ,kakaoyu ve suyu ekleyerek hafif hafif yoğuruyoruz. Hemen sonrasında çikolataları ve karadutları ekleyerek yoğurmaya devam ediyoruz. Tekrar bir dinlenme süremiz var bu defa biraz daha uzun 6 saat kadar dinlendiriyoruz hamurumuzu ve 2 saatte bir tekrar alttan üstte alarak hamuru havalandırıyoruz .
 Ve  son aşama ya geldik.  Fırın kabımıza karar verince ( ben yuvarlak,ısıya dayanıklı seramik 10 cm yüksekliğinde bir fırın kabı kullanıyorum) kabımızı az miktarda tereyağı ve çok az pekmez ile güzelce yağlıyoruz . Dinlenmiş hamurumuzu az miktarda un serptiğimiz tezgahta çok hafif , fazla bastırmadan kısa süre yoğuruyoruz ve fırın kabımıza alıyoruz ve tekrar bekliyoruz  ( ev yapımı ekşi maya işi kesinlikle büyük SABIR işi ) bu defa 3 saat kadar bekliyoruz. Kabaran ve  kabın hacmini alan hamurumuzu üstüne keskin bir bıçak ile çizik atarak önceden 200 dereceye ısıtığımız fırınımıza atıyoruz.
 40- 45 dakika  sonra fırından çıkarıyoruz. Fırından çıkan ekmeği hiç beklemeden fırın kabından çıkararak temiz bir beze sarıyoruz...

  Sabırla bekleyip yapan herkese AFİYET OLSUN ....

 ve unutmayın 'Ekşi maya yapmaya bir kere başladıysanız artık bundan kurtuluşunuz yoktur'


Paylaş

9 Aralık 2014 Salı

'İyi ki doğdun Cemre ' keki


    Tanıdığım en ballı lokma tatlısı yanaklara sahip küçük bir hanımefendi artık 1 yaşında . 1 yaşlar hep özel ve güzeldir. Yaşın sahibi minnaklar  hiç bir şeyden anlamasa da biz büyükler deli gibi yer , içer,  oynar , hediyeleşir ve pofidik yanaklar öpmeye doyarız.
   Cemre yakın bir arkadaşımın kızı. Ben ve Buse Cemre'nin fanlarındanız. Hal böyle olunca doğum gününe çok heyecan içinde gittik.
  Yanaklardan belli olduğu üzere yemeyi çok seven ve önüne konan hiç bir şeye hayır demeyen bir hanımefendi Cemre. Bende mutfakta zaman geçirmeyi çok sevince Cemre için kek 'iyi ki doğdun keki ' yapmak istedim . 'iyi ki doğdun ' keki diyorum çünkü bunu genelde sevdiğim doğum günü bebelerine yapmayı adet haline getirdim. Renkli renkli olunca bütün yaşının renkli geçeceğine dair totem yapıyorum...


 İçi gökkuşağı gibi olunca hazırlaması da çok keyifli oluyor . Aslında zaten hepimizin elinin altında olan klasik kek tarifi tarifim . Sadece işin içine bir kaç damla gıda boyası ve 'buttermilk' (ya da daha açıklayıcı adı ile kesik süt) giriyor.Tabii 'buttermilk ' girince klasik kek olmaktan çıkıp yumuşacık 'kadife keki ' oluyor.

   Kekin ana malzemeleri
 -3 orta boy yumurta
 -1 + 1/2 su bardağı toz şeker
 - 2 su bardağı un
 - 1 tatlı kaşığı kabartma tozu(silme)
 - 1 tatlı kaşığı vanilya
 - 1 çay kaşığı tuz (silme) 
 - 1 çorba kaşığı elma sirkesi
 - 1 su bardağı süt
 -100 gram tereyağı
 - 1 çay bardağı sıvı yağ
 - istenilen renklerde gıda boyası


  Tereyağını ve şekeri derin bir kapta yaklaşık 3 dakika kadar çırpıyoruz. Ayrı bir kaba un, tuz, vanilya, kabartma tozunu eleyerek koyuyoruz. Ilıttığımız sütün içine 1 çorba kaşığı elma sirkesi koyup karıştırdıktan sonra 15 dakika dinlenmeye bırakıyoruz bu işlem sütün kesilmesini sağlayacak.
 Daha sonra çırptığımız tereyağı ve şeker karışımına yumurtalarımızı teker teker ilave ederek orta hızda karıştırıyoruz. Sonra unlu karışımın yarısını ve kesik sütün yarısı koyup tekrar mikser ile çırpıyoruz.
  Sonra geri kalan malzemeleri (un karışımının yarısını ve kesik sütün yarısını) karışıma ekleyip biraz daha karıştırdıktan sonra kaç ayrı renk istiyorsak (ben 5 renk kullandım) kek harcından alıp kaselere bölüştürüyoruz.



 Kaselere böldüğüm kek harçlarına istediğim renk gıda boyalarından bir kaç damla damlattım ve çöp şiş ile karıştırıp eşit şekilde dağılmasını sağladım . ( bu arada kasede gördüğünüz renk piştikten sonrada aynı renk oluyor)


    Sonra sırası ile seçtiğiniz kek kalıbına kek harcını döküyoruz.( Ben  yuvarlak , klasik kek kalıbımı kullandım ve harcı dökerken bir elimle kalıbı sürekli çevirdim )

Sonra önceden  170 derece ısıttığım fırında  yaklaşık 40 dakika kadar pişirdim.


  Kekim soğuduktan sonra yumurta fırçası ile üzerine bol bol çilek reçeli sürdüm ve renkli minik şekerler ile süsledim . ( kekim anlamsız bir şekilde kabarmıştı, bence kesinlikle kendisi de neden o şekilde kabardığını bilmiyordur)





   İşte gıda boyası var ben onu yemem derseniz haklısınız , ama ayda hatta yılda bir iyi oluyor. En azından kek kesilip içinden hiç beklemedikleri bir görüntü çıkınca çocuklar resmen sevinçten deliriyorlar . Tecrübe ile sabit .




    ve güzel Cemre için kekin dışında bizim için özel olan bir hediyemiz vardı  . Onunla büyümesini dilediğim bir zeytin ağacı...
  
 Umarım bir zeytin ağacı kadar yüce ,kudretli ve bereketli bir ömrün olur Cemre'cim . Biz seni çok seviyoruz.

                            İyi ki doğdun ...
Paylaş

25 Ekim 2014 Cumartesi

Bal Kabağı Marmeladı






   Sonbaharı en çok bal kabakları için seviyorum. Bana çocukluğumu , annemim yaptığı kabak tatlısını hatırlattığı için.
    Bu kış , sonbahar kabakları ile yapacaklarım listesi çok uzun ...  Kabaklar bize elveda demeden, Buse bacaklarıma yapışıp hadi oyun oynamaya gidelim diye çekiştirmeden listeyi uygulamalıyım...
  Marmelat yapmayı yemekten daha çok sevince liste başı bal kabağı marmeladı oldu... Bütün bir kış benimle olacak enfes bir mamelatım var artık ....

-1 adet orta boy bal kabağı
-2 su bardağı toz şeker 
-1 adet tane zencefil
-4-5 adet karanfil
-1 adet çubuk tarçın

  Minik karelere kestiğim bal kabaklarını şeker ile bir gece boyunca dinlendiriyoruz. Sabah  şeker ile sulanmış olan kabağı, tatlısını yapar gibi kısık ateşte iyice , hatta fazlaca yumuşayana kadar pişiriyoruz.Soğuyunca tel süzgeçten geçiriyoruz. Daha sonra içine baharatlarını atıp (zencefil, karanfil,tarçın) tekrar kaynatıyoruz. Göz göz kabarmaya başlayınca ocaktan alabiliriz. Daha sonrasında çok beklemeden sıcakken kavanozlara doldurup ters çevirerek bekletiyoruz. Sonra bütün kış tatlı gibi , keklere , kurabiyelere , çikolataya kullanıyoruz ...
 Bütün bal kabağı severlere afiyet olsun....

Paylaş

5 Eylül 2014 Cuma

Hediye
























        Ahhh bu doğum günü hazırlıkları bitince kesinlikle boşluğa düştüm. Ne eğlenceli işmiş . Böyle eğlenceli organizasyon işi yapanları kıskanıyorum çok...
 İnanılmaz zevkli ve eğlenceli bir iş. Ben Buse'ye 'aman parti yapalım eksik kalmayalım' diye düşündüm düşünmesine  ama parti yapmamın ana nedeni kendime iş çıkarmaktı. Seviyorum böyle işleri. Kağıtla , makasla saatler geçirmeyi. Birilerini mutlu etmek için oturup uğraşıp ortaya bir şeyler çıkarmayı seviyorum...
  Onun için doğum gününde hediye kabul etmedik ama biz hediye verdik.
 Ama ben sevmiyorum öyle suyun bile üstüne bebeğimin en tatlı bir resmini koyup bütün masayı ya da alanı fotoğraf albümüne dönüştürmeyi. Ya da bebeğimin resminin olduğu magnetler dağıtmayı. Yani çok sevsekte yan komşu Hatice  teyze neden Buse'nin en sırıtkan fotosunu buzdolabının üstünde taşısın ki . Ben taşımam yani .Hatçe teyzenin fotosunu.
 Öyle hatıra kalsın maksatlı objeleri de sevmiyorum. Maalesef çok toz tuttukları için tutmuyorum bile hemen atıyorum , yani vermiş olmak için verilmiş , verelimde adet yerini bulsun olayını sevmiyorum.
  o yüzden hiç o işlere girmedim.
  Bahçeden topladığım erik ve kayısı ile marmelat yaptım, hepsi el yapımı ve mis gibi kokuyorlardı. Minicik ,kahvaltı sofrasına en fazla üç defa çıkacak kadar reçel alan kavanozlara doldurdum. Evet , evet kavanozları süslemedim :)
   Yanında da kırk yıllık hatır kalsın diye türk kahvesi verdim. ( iyi ki vermişim her verdiğime gittim neredeyse kahveye :)))Allah'ım, hazırlık yaparken  bir hafta ev buram buram misler gibi taze çekilmiş kahve koktu. Kahveleri renkli sipariş 'ten aldığım renkli kese kağıtlarına koydum. Minik kek altlıkları ilede süsledim.
 Hediyelerimi beyaz kağıt çantalarda verdim. Üşenmedim onları da süsledim . Renkli kurdelalar , simli evalardan etiketler ile ... Ve üstünde resimli etiket  olan tek şey bu kağıt çantalar oldu. Bu sevimli  çizimi bizim için Burcu Baraner  çizdi. Bu tatlı çizimimizi fotoğrafçı arkadaşımız etiket şeklinde bastı. Ve ben en çok bu çizimin olduğu  kağıt çantalarımızı sevdim ...

  

   Bir de benim minik konuklarım için ufak bir hediyem oldu.Çocukken tekrar tekrar okuduğum , halen sıkıldıkça okuduğum çok ama çok sevdiğim bir kitabı vermek istedim onlara. Samed Behrengi'den Küçük Kara Balık...40 'tan fazla ,  Buse'den sevgilerle notlu , kapağında sahibinin adı olan 40'tan fazla kitap. Sadece bir kişide bile bende bıraktığı etkiyi bıraktığını duyarsam yıllar sonra o da bana yeter sanırım :)

  Bir de simli evalar var.İnsanı uğraşırken mutlu eden .  Haaa birde simleri deli gibi kaşındıran .





İlk Buse'ye evde kendi aramızda minik bir kutlama yaparken kullanmıştım. Altın sarısı bir taç için .

 Sonra doğum gününde ki bütün bebişlere bir tane yaptım.


  Kesip biçtikten sonra diktim onları. Öyle zımbayla basit iş yapmadım yanisi :) Yarısından sonra iki tatlı dost yardım etti de yetişti:)



   Bunlar geriye kalanlar. (gelmek isteyip te bir sebepten gelemeyenlerimin)  Çiçekli olan doğum günü kızının , yanındaki minicikte benim . Eksik kalamazdım.

                       

                                                         Yani benim--di ....


      Kırptıklarımdan arta kalanlar ile de etiket yaptım. Bu delgeci geçen kış tchibo dan almıştım. Bir gün çok severek kullanacağımı bilerek...



   Hepsinin arkasında mührü var...(En çok mesut olduğum husus bu lüzumsuz görünen minnak şeylerimin işe çok yaramış olmaları )


  Ve ben tüm bunları yaparken minicik bir yardımcım vardı ... Ben masa başındayken oda yanımda oturduğunda kendini bir bi şey sanıyor, bir havalar i bir yapınmalar... Sanki bunları o yaptı....
  Gerçi o yapmasa da yapma sebebi oldu...
Paylaş

22 Ağustos 2014 Cuma

Öngen Otel


























                   ' Çok sıkıldım , çok yoruldum ... tek istediğim dinlenmiş bir güne uyanmak '
Bunu gün içinde kendine sık sık söylüyorsan ve sadece dinleneceğin bir tatil istiyorsan Yeşilyurt'ta ki Öngen Oteli şiddetle tavsiye ederim. Sevimli köyün en harika manzarasına sahip bu otel köyde açılan ilk otel.Tahmin edeceğinizden çok daha büyük, çok geniş bir alan içinde ve inanılmaz düzenli.
 Kişiliği olan bir otel. Kendini fazlasıyla sevdiren , tekrar tekrar gitme isteği uyandıran ve kendini çok fazla özleten bir otel.
  En az önünden geçeceğin alan bile çok bakımlı. Bir yerlerde unutulmuş öylece bırakılmış hiç bir şey yok. Minik odalarda var , ailece cümbür cemaat evde hissi yaşayacağın villalarda...
  Her yer çicek bi kere ...Hemde en bakımlısından , en canlısından, en güzel kokanından. Mevsiminde gittiğinde lavantalara, ortancalara doyamıyorsun.
  Dekorasyon o kadar naif o kadar kibar ki , her bölüm sana huzur veriyor. Platon demiş ya 'İçinde kitaplık olan bir evin ruhu vardır 'diye ... O ruh bu mükemmel otelde de var; içinde kitaplık olan , okunası kitaplar olan bir otelin ruhu çok çok fazla vardır...
  Bir kere her şeyden önce sürekli gülen ve sana nasıl olduğunu , dinlenip dinlenemediğini ya da bir sıkıntın olup olmadığını son derece içten soran personelleri var . Mükemmel yemek saatlerinde eşi ile yanına gelip sana hoş geldin diyen seninle oturup sohbet eden içten otel sahibi var. Hiç bir şey seni oraya götürmezse bu gözleri ile gülen insanlar topluluğu götürür.
 En uyku müptelasını bile sabahın beşinde gayet dinç ayağa dikecek bir oksijene sahip köyde , gün yeni ışırken uyanmak kadar güzel hiç bir şey olamaz . O sevimli odandan sana ait kocaman verandana ( balkon diyemiyorum ) çıkınca , karşında gördüğün manzara için , o tatlı serinlik ve duyduğun kuş sesleri için milyonlarca kez şükrediyorsun.
  Havlunu kapıp ortancaların arasından havuza inip sakinliğin tadını çıkarıyorsun. Gördüğün her ayrıntı seni mutlu ediyor. Keyif veriyor. Başını kaldırdığında gördüğün fıstık ağacı gülümsetiyor.
   Kahvaltı için odana dönerken mutfaktan gelen sesler ve kokular seni mest ediyor. İşinden nefret edenlerin aksine şakalaşan , ablalı abili , oğlumlu konuşan insanları , onların kahvaltıyı hazırlarken ki tatlı koşuşturmalarını duyunca mutfağa girip ömrümde yediğim en iyi (anneciğim özür dilerim ) poğaçayı yapan ablayı öpmek istiyorsun. Kahvaltıda hani reçeli yiyeceğini şaşırıp, peynire methiyeler düzüyorsun.Zeytin ve zeytinyağının lezzetini anlatamıyorum bile...
  Daha yediğin harika akşam yemeğinin tadını unutamamışken on numara bir kahvaltı ile güne başlamanın zindeliğini yaşıyorsun.
   Kitabını, huzurunu ve çiçekleri bir süreliğine bırakabilirsen köy meydanına inip halen tanımadığı insanlara gülerek merhaba diyen içten insanlar tanıyorsun ....


Paylaş