reçel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reçel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2014 Cuma

Hediye
























        Ahhh bu doğum günü hazırlıkları bitince kesinlikle boşluğa düştüm. Ne eğlenceli işmiş . Böyle eğlenceli organizasyon işi yapanları kıskanıyorum çok...
 İnanılmaz zevkli ve eğlenceli bir iş. Ben Buse'ye 'aman parti yapalım eksik kalmayalım' diye düşündüm düşünmesine  ama parti yapmamın ana nedeni kendime iş çıkarmaktı. Seviyorum böyle işleri. Kağıtla , makasla saatler geçirmeyi. Birilerini mutlu etmek için oturup uğraşıp ortaya bir şeyler çıkarmayı seviyorum...
  Onun için doğum gününde hediye kabul etmedik ama biz hediye verdik.
 Ama ben sevmiyorum öyle suyun bile üstüne bebeğimin en tatlı bir resmini koyup bütün masayı ya da alanı fotoğraf albümüne dönüştürmeyi. Ya da bebeğimin resminin olduğu magnetler dağıtmayı. Yani çok sevsekte yan komşu Hatice  teyze neden Buse'nin en sırıtkan fotosunu buzdolabının üstünde taşısın ki . Ben taşımam yani .Hatçe teyzenin fotosunu.
 Öyle hatıra kalsın maksatlı objeleri de sevmiyorum. Maalesef çok toz tuttukları için tutmuyorum bile hemen atıyorum , yani vermiş olmak için verilmiş , verelimde adet yerini bulsun olayını sevmiyorum.
  o yüzden hiç o işlere girmedim.
  Bahçeden topladığım erik ve kayısı ile marmelat yaptım, hepsi el yapımı ve mis gibi kokuyorlardı. Minicik ,kahvaltı sofrasına en fazla üç defa çıkacak kadar reçel alan kavanozlara doldurdum. Evet , evet kavanozları süslemedim :)
   Yanında da kırk yıllık hatır kalsın diye türk kahvesi verdim. ( iyi ki vermişim her verdiğime gittim neredeyse kahveye :)))Allah'ım, hazırlık yaparken  bir hafta ev buram buram misler gibi taze çekilmiş kahve koktu. Kahveleri renkli sipariş 'ten aldığım renkli kese kağıtlarına koydum. Minik kek altlıkları ilede süsledim.
 Hediyelerimi beyaz kağıt çantalarda verdim. Üşenmedim onları da süsledim . Renkli kurdelalar , simli evalardan etiketler ile ... Ve üstünde resimli etiket  olan tek şey bu kağıt çantalar oldu. Bu sevimli  çizimi bizim için Burcu Baraner  çizdi. Bu tatlı çizimimizi fotoğrafçı arkadaşımız etiket şeklinde bastı. Ve ben en çok bu çizimin olduğu  kağıt çantalarımızı sevdim ...

  

   Bir de benim minik konuklarım için ufak bir hediyem oldu.Çocukken tekrar tekrar okuduğum , halen sıkıldıkça okuduğum çok ama çok sevdiğim bir kitabı vermek istedim onlara. Samed Behrengi'den Küçük Kara Balık...40 'tan fazla ,  Buse'den sevgilerle notlu , kapağında sahibinin adı olan 40'tan fazla kitap. Sadece bir kişide bile bende bıraktığı etkiyi bıraktığını duyarsam yıllar sonra o da bana yeter sanırım :)

  Bir de simli evalar var.İnsanı uğraşırken mutlu eden .  Haaa birde simleri deli gibi kaşındıran .





İlk Buse'ye evde kendi aramızda minik bir kutlama yaparken kullanmıştım. Altın sarısı bir taç için .

 Sonra doğum gününde ki bütün bebişlere bir tane yaptım.


  Kesip biçtikten sonra diktim onları. Öyle zımbayla basit iş yapmadım yanisi :) Yarısından sonra iki tatlı dost yardım etti de yetişti:)



   Bunlar geriye kalanlar. (gelmek isteyip te bir sebepten gelemeyenlerimin)  Çiçekli olan doğum günü kızının , yanındaki minicikte benim . Eksik kalamazdım.

                       

                                                         Yani benim--di ....


      Kırptıklarımdan arta kalanlar ile de etiket yaptım. Bu delgeci geçen kış tchibo dan almıştım. Bir gün çok severek kullanacağımı bilerek...



   Hepsinin arkasında mührü var...(En çok mesut olduğum husus bu lüzumsuz görünen minnak şeylerimin işe çok yaramış olmaları )


  Ve ben tüm bunları yaparken minicik bir yardımcım vardı ... Ben masa başındayken oda yanımda oturduğunda kendini bir bi şey sanıyor, bir havalar i bir yapınmalar... Sanki bunları o yaptı....
  Gerçi o yapmasa da yapma sebebi oldu...
Paylaş

22 Ağustos 2014 Cuma

Öngen Otel


























                   ' Çok sıkıldım , çok yoruldum ... tek istediğim dinlenmiş bir güne uyanmak '
Bunu gün içinde kendine sık sık söylüyorsan ve sadece dinleneceğin bir tatil istiyorsan Yeşilyurt'ta ki Öngen Oteli şiddetle tavsiye ederim. Sevimli köyün en harika manzarasına sahip bu otel köyde açılan ilk otel.Tahmin edeceğinizden çok daha büyük, çok geniş bir alan içinde ve inanılmaz düzenli.
 Kişiliği olan bir otel. Kendini fazlasıyla sevdiren , tekrar tekrar gitme isteği uyandıran ve kendini çok fazla özleten bir otel.
  En az önünden geçeceğin alan bile çok bakımlı. Bir yerlerde unutulmuş öylece bırakılmış hiç bir şey yok. Minik odalarda var , ailece cümbür cemaat evde hissi yaşayacağın villalarda...
  Her yer çicek bi kere ...Hemde en bakımlısından , en canlısından, en güzel kokanından. Mevsiminde gittiğinde lavantalara, ortancalara doyamıyorsun.
  Dekorasyon o kadar naif o kadar kibar ki , her bölüm sana huzur veriyor. Platon demiş ya 'İçinde kitaplık olan bir evin ruhu vardır 'diye ... O ruh bu mükemmel otelde de var; içinde kitaplık olan , okunası kitaplar olan bir otelin ruhu çok çok fazla vardır...
  Bir kere her şeyden önce sürekli gülen ve sana nasıl olduğunu , dinlenip dinlenemediğini ya da bir sıkıntın olup olmadığını son derece içten soran personelleri var . Mükemmel yemek saatlerinde eşi ile yanına gelip sana hoş geldin diyen seninle oturup sohbet eden içten otel sahibi var. Hiç bir şey seni oraya götürmezse bu gözleri ile gülen insanlar topluluğu götürür.
 En uyku müptelasını bile sabahın beşinde gayet dinç ayağa dikecek bir oksijene sahip köyde , gün yeni ışırken uyanmak kadar güzel hiç bir şey olamaz . O sevimli odandan sana ait kocaman verandana ( balkon diyemiyorum ) çıkınca , karşında gördüğün manzara için , o tatlı serinlik ve duyduğun kuş sesleri için milyonlarca kez şükrediyorsun.
  Havlunu kapıp ortancaların arasından havuza inip sakinliğin tadını çıkarıyorsun. Gördüğün her ayrıntı seni mutlu ediyor. Keyif veriyor. Başını kaldırdığında gördüğün fıstık ağacı gülümsetiyor.
   Kahvaltı için odana dönerken mutfaktan gelen sesler ve kokular seni mest ediyor. İşinden nefret edenlerin aksine şakalaşan , ablalı abili , oğlumlu konuşan insanları , onların kahvaltıyı hazırlarken ki tatlı koşuşturmalarını duyunca mutfağa girip ömrümde yediğim en iyi (anneciğim özür dilerim ) poğaçayı yapan ablayı öpmek istiyorsun. Kahvaltıda hani reçeli yiyeceğini şaşırıp, peynire methiyeler düzüyorsun.Zeytin ve zeytinyağının lezzetini anlatamıyorum bile...
  Daha yediğin harika akşam yemeğinin tadını unutamamışken on numara bir kahvaltı ile güne başlamanın zindeliğini yaşıyorsun.
   Kitabını, huzurunu ve çiçekleri bir süreliğine bırakabilirsen köy meydanına inip halen tanımadığı insanlara gülerek merhaba diyen içten insanlar tanıyorsun ....


Paylaş

14 Haziran 2014 Cumartesi

Karadut Reçeli



  Öyle ailece çok reçel bağımlısı değiliz. Minik , tatlı, sempatik reçel kaseleri çoğu kez kahvaltı sofrasında hiç ellenmeden , tadılmadan , boynu bükük,  olduğu gibi geri gider...
  Ama ben kesinlikle reçel yapma bağımlısıyım. İlla bir şeylerin reçelini yapmalıyım. 'ayyy hiç olmadı kekin içine koyarım yahu' düşüncesi bünyeme kalıcı bir şekilde yerleştiği için gelinciğin ve hatta nanenin bile reçelini yaptım . (harika oluyor , hele keklerin ve dondurmanın üzerine koyduğun zaman muhteşem bir birleşim oluyor bence).
 Karadut her yıl olmalı zaten. Hele evde ki nüfuz sayısına yeni eklenmiş bir karadut aşığı varken aramızda mutlaka yapmalıydım.



Bu sahneden hemen öncesi yine şahaneydi. Onu sessiz sessiz karadutlara ulaşmaya çalışırken yakalayınca hemen makineyi elime aldım . ( gerçekten zavallı özel hayatına sürekli bu şekilde saldırdığım için bıkmış durumda ama bir kız olarak 'poz vermenin ' cazibesine o da karşı koyamıyor) 


Ahhh ama nedense reçel konusunda eski performansımı bir türlü sergileyemiyorum. Bu aralar hep bir içime sinmeme durumu söz konusu reçel yapımımda. Bunda lanet olası 'göz kararı' inadımın etkisi de büyük olsa da sanırım Buse'nin izin verdiği kadar yaptığım zaman doldurucu, ruh doyurucu işlerimin de etkisi var. Bunların en yenisi kanaviçe; ' vayy arkadaş insanlar neler  yapmış ' diye bakıp imrendiğim , o bir sürü çarpının bir araya gelmesi ile oluşan harika desenler var ya... işte onlara çok çok fazla şekilde kendimi kaptırmış durumdayım...
Hevesim geçene kadar ne yapsam kardır mantalitesi ile 'bunu sevdim 'dediğim her desene atlıyorum. Eksikli, gedikli bir şeyler tamamlayınca da daha bir havaya giriyorum.



   Mesela milyonlarca hatası olan bu tatlı matruşka...( Bu işin ustası hatta aynı motifi yapıp da ' bu ne yeaaa' diyenler, lütfen , daha çok yeniyim...)İşlerken kendimi öyle unutmuşum ki reçelimin suyu azıcık kalmıştı.Yani reçelden çok , ya ne bileyim işte böyle sanki dutu kaynatmışsın da falan da filanda işte o denli kötü olmuşken ikinci denemem başarılı oldu.
  Mükemmel yemek blogları varken benim şimdi vereceğim karadut reçel tarifi sadece paylaşım aşkı. Tavsiyem bu işi çok iyi yapan arkadaşlarımdan bilgi almanız ama 'ben  amatör ruhu severim' derseniz tarifim sizin :) Lakin paylaşmadan duramiyciğim...


Karadut Reçeli (gibi bişiy)

1 kilo karadut
1 bardak şeker (daha tatlı isterseniz miktarı arttırabilirsiniz)
1 bardak su
1-2 parça limon tuzu
1 çay kaşığı tereyağı ( bu püf noktası)
 Tahta kaşık ( ayy bunu da yazmış yeaa deme bu reçel yapımının olmaz ise olmazı )

Karadutları güzelce temizledikten sonra bir tencereye alıp şekerin yarısını üzerine döktüm ve bir gece beklettim sabah geri kalanı da döküp 3- 4 saat kadar güneşte beklettim ( bu da püf noktası , güneşte pişen reçel daha berrak olurmuş- yeşilyurtlu bir reçel ustasından öğrendim ) . Sonra suyu ilave edip kısık ateşte kaynatmaya başladım. Biraz kaynayınca limon tuzunu ekledim . En son tereyağı ekledim. Yine aynı ustanın verdiği bilgiydi; reçel pişerken köpürmüyor ve çok daha uzun ömürlü oluyor dedi.
  Biraz daha kaynadıktan sonra ocaktan alıp ılınınca kavanozlara koydum .

 Bu kadar.. Yapanlara afiyet olsun
Paylaş

12 Haziran 2014 Perşembe

Karadut


















   Rahat bırakacaksın , keşfetsin, keşfederken mutlu olsun diye...
'Ayyy , aman , dur yapma, ayy boğazına kaçar, leke oldu üstün gördün mü, battın , daha erken, doktora sorayım 'ları , diğer anneler veriyormu ki? leri çok dışarıda bırakacaksın...
Karadut gibi mucizevi bir lezzetten alıkoymayacaksın ne o nu ne kendini.
 Avuçların kıpkırmızı olacak toplarken, tıpkı yerken yüzün gözün gibi.
Avuç avuç yemekle kalmayacak , bol limonlu limonatasını yapacaksın, muhallebisini, peltesini, kekini ama en önemlisi de reçelini mutlaka yapacaksın.
 Hayat ve yaşananlar bizi çok ama çok yorarken en azından karadut yerken sakin ve mutlu kalmak dileğiyle ...
Paylaş