12 Eylül 2014 Cuma

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü


    Çok merak ederek, çok büyük iştah ile başladım  bu 'sıradışı'  sandığım kitabı. Ama bende çok büyük hayal kırıklığı yarattı. Belki de o yüzden bitirmem tam bir ayı aldı. Araya başka kitaplar, dergiler sıkıştırdım.
  Belkide diyaloglar çok kopuk olduğu için sıkıldım bu kadar. Ya da olmayacak yerde araya giren uzun ayrıntılı ya da tekrara düşen anlatımlar  soğuttu beni kitaptan.
   Rose'un lezzetlere karşı olan olan üstü yeteneği beni bir türlü içine çekemedi.
  Aslında düşündüğüm zaman konu harika. Çekirdek bir ailesi olan Rose'un yediği her şeyde aldığı tatlar ona bu tadın nasıl duygular ile yapıldığını , içindeki malzemenin sevgi dolu bir çiftlikte mi yoksa seri üretim yapan bir fabrikada mı üretildiğini söylüyor.
  Böyle bir yeteneğim olsun isterdim . Yediğim yemeğin kızgınlıkla mı yoksa sevgiyle mi, aheste aheste mi ya da çabucak mı yapıldığını , kekte kullanılan yumurtanın tavuklarının mutlu mu olduğunu tek bir ısırışta anlamak isterdim.
  Rose iyi gidiyordu. Ama problemli abisi Joseph'in özel yeteneğini ne yaptığını anlayamadım. Onunla ilgili bir şeyler anlattığı zaman konu kesinlikle dağılıyordu.
  Bu kadar kopuk kopuk olmasaydı sevebilirdim bu kitabı . Ama sevemedim .
Aimee Bender bu  kitabı ile en iyi kurmaca dalında SCIBA ve Alex ödülü   almış.  Sanırım sorun bende . Zaten bu kadar okumayı sevmeme ve okumama rağmen okuduğum ödüllü kitapların hiç biri beni içine çekemedi. Evet , evet sorun kesin bende...
  Sizde durum nasıl???



Paylaş

10 Eylül 2014 Çarşamba

Lösev'e hediye



   .
Yazıp yazmamak konusunda kararsız kaldığım ama daha sonra bu fikri kesinlikle paylaşmam gerektiğine emin olduğum bir yazı bu...
  İlk kısacık instagram hesabımda bahsetmiştim ; Buse'nin doğum gününde hediye kabul etmediğimizi onun yerine Lösev 'e bağış yapmak istediğimizi.
 Önce kısacıkta olsa Lösev'den bahsetmek istiyorum;
  Pediatrik Hematolog Dr.Üstün Ezer tarafından kurulmuş bir vakıf, tamamen gönül işi. Meslek aşkı. Çocuk sevgisi.... Dr. Üstün Ezer önünde gerçekten saygıyla eğilinmesi gereken bir insan . 
 Ömrünü insanları hatta çok daha önemlisi lösemili çocukları mutlu etmeye , sağlıklı günlerine kavuşturmaya adamış idealist bir doktor.Dünyada sayısı çok daha fazla olması gereken insanlardan.
  Lösev ; Lösemi  (Lösemi: kan kanseri ) hastası olan çocukların başta sağlık ve eğitim olmak üzere her türlü ihtiyaçlarını karşılayan ,1998 yılında kurulan o günden bu yana dimdik tertemiz bir şekilde ayakta duran , her geçen gün daha da çok büyüyen bir vakıf.

  Ve bu güvenilir vakıfın büyümesi her şeyden önce  gönüllü destekçileri ile olmakta. Yani senin , benim, bizim sayemizde.
 Başımızın ağrısına bile tahamül edemezken, grip olan çocuğumuza üzülüp hüngür hüngür ağlarken , kuzusu lösemi hastası olan bir annenin acısını, duygularını asla anlayamayız. O minik kuzunun ağrıların hissedemez, içindeki hayallerini , umutlarını bilemeyiz.
   Ama yanlarında olabiliriz.Maddi ya da manevi. Sadece biraz duyarlı olarak , bahanelerin arkasına saklanmadan onları görerek.
 Yardım etmek için fırsatlar yaratmak gerek...
 İşte belki yanlarında olup ama nasıl diyenler için bu yazım. 
Minik kızım Buse'nin geçen ay doğum günü olduğunu ardı arkası kesilmeyen postlarımdan hepiniz öğrendiniz ( görmemişin kızı diyorum başka bişi demiyorum , ama bu son yazı ) .
 İşte biz o partide hediye kabul etmedik. Karı koca ortak aldığımız bir karardı bu.
  Bütün konuklarımızı doğum günümüze davet ederken sıkı sıkı tembih ettik. Hediye kabul etmiyoruz, onun yerine hep beraber Lösev'e bağış yapalım dedik. Partimizde bir kavanoz olacağını ve oraya içlerinden gelen miktarı atmalarını istediğimizi söyledik. 
  'Ben hem hediye alırım hem yardımda bulunurum'u da kesinlikle kabul etmedik. Doğum gününe gelmenin tek şartı hediyesiz gelmekti:) sonrası gönül işi zaten... Ama zaten herkes destek oldu hem fikrimize hem Lösev'e...
 Ben günlerce nasıl olsa dedim. Kavanoz mu olsa , kimse kimseyi görmese ahşap ya da metal bir kutu mu olsa diye... Ama en sonunda cam kavanoza karar verdim. lösev'in sitesini çok fazla kurcaladım.Yapılabilecek bişey var mı diye ? Sitelerinde bunun ile ilgili bir fikir var. Ama orada konuklarından bankaya direk senin adına bağış yapmasını istiyorsun. Min. tuttukları miktar biraz yüksek geldiği için biz doğum günümüzde toplamak istedik bağışı. Herkes bütçesine ve gönlünden kopana göre verebilsin diye. 
     Bahçenin en görünen ve en göze çarpan yerine bir masa hazırladık. Anı defterimizi de aynı masaya koyduk. Bağış kavanozumuz ve Bay Kaz'ımız da yerini aldı.
  Günün en heyecanlı anıydı konuklarımız gittikten sonra kavanozu açmak. Hiç tahmin etmediğimiz bir miktar toplanmıştı. Ama biz miktarı düz hesap yapmak istedik.Hemen dedelerimiz, teyzemiz ,halamız da tekrar katkıda bulundu.


 Halen biraz eksiğimiz vardı. Buse kumbarasını açtı. Babası ve bende son dokunuşları yapınca çok güzel bir miktar toplandı.
  Hiç vakit kaybetmeden parayı yatırdık. Minicik bir gülüşe bile sebep olabilirse toplanan para bundan daha mutluluk veren bi şey olamaz.

  Halen yazıyı yayınlayıp yayınlamamak konusunda kararsızım, yazarken de hep aynı düşünce ile yazdığım için anlatmak istediğimi tam olarak anlatamadım sanırım. Daha kısa olması gereken yazıyı uzattıkça uzattım. Özür dilerim.
  Ama yayınlamak istememin bir diğer sebebi birilerine fikir olsun, bak seninde yapabileceğin bir şey var derken bir yandan da kötü niyetli , vicdansız insanlara fikir verme korkusu :(
 
  Neyse sonuçta ana fikir hepimizin yapabileceği bir şey var. Biz Buse'nin giyeceği yeterince kıyafeti ve oynayacağı bolca oyuncağı (ayakkabı, kova, çırpma teli, ütü vs... ) olduğu için hediye istemedik.
 Zaten altın iplerle işlenmiş bir kıyafet ya da alınacak en değişik oyuncak bile minicik masum bir çocuğun sağlığından , gülen ve umut dolu bakan bakışlarından değerli olamayacağı için en büyük hediyeyi aldık.
 Buse kendi kararlarını alıp ben hediye istiyorum diyene kadar her doğum gününde , her hediyeli etkinliğinde bunu yapmaya devam ediceğiz.
 Bu yazıyı okuduktan sonra aynı fikirde olan , aynı şeyi yapacak bir kişi bile olması beni mutlu eder. Hiç haberim olmayacak olsa da eder . biliyorum.
Çünkü bir kişi bile 'onlarca tuğla koymak 'demek



   Toplu fotoğraf çekmek günün sonunda aklımıza geldiği için çok eksikte olsa bu bağışı hep beraber yaptık. Güzel yürekleri için herkese çok ama çok teşekkürler...
Paylaş

5 Eylül 2014 Cuma

Hediye
























        Ahhh bu doğum günü hazırlıkları bitince kesinlikle boşluğa düştüm. Ne eğlenceli işmiş . Böyle eğlenceli organizasyon işi yapanları kıskanıyorum çok...
 İnanılmaz zevkli ve eğlenceli bir iş. Ben Buse'ye 'aman parti yapalım eksik kalmayalım' diye düşündüm düşünmesine  ama parti yapmamın ana nedeni kendime iş çıkarmaktı. Seviyorum böyle işleri. Kağıtla , makasla saatler geçirmeyi. Birilerini mutlu etmek için oturup uğraşıp ortaya bir şeyler çıkarmayı seviyorum...
  Onun için doğum gününde hediye kabul etmedik ama biz hediye verdik.
 Ama ben sevmiyorum öyle suyun bile üstüne bebeğimin en tatlı bir resmini koyup bütün masayı ya da alanı fotoğraf albümüne dönüştürmeyi. Ya da bebeğimin resminin olduğu magnetler dağıtmayı. Yani çok sevsekte yan komşu Hatice  teyze neden Buse'nin en sırıtkan fotosunu buzdolabının üstünde taşısın ki . Ben taşımam yani .Hatçe teyzenin fotosunu.
 Öyle hatıra kalsın maksatlı objeleri de sevmiyorum. Maalesef çok toz tuttukları için tutmuyorum bile hemen atıyorum , yani vermiş olmak için verilmiş , verelimde adet yerini bulsun olayını sevmiyorum.
  o yüzden hiç o işlere girmedim.
  Bahçeden topladığım erik ve kayısı ile marmelat yaptım, hepsi el yapımı ve mis gibi kokuyorlardı. Minicik ,kahvaltı sofrasına en fazla üç defa çıkacak kadar reçel alan kavanozlara doldurdum. Evet , evet kavanozları süslemedim :)
   Yanında da kırk yıllık hatır kalsın diye türk kahvesi verdim. ( iyi ki vermişim her verdiğime gittim neredeyse kahveye :)))Allah'ım, hazırlık yaparken  bir hafta ev buram buram misler gibi taze çekilmiş kahve koktu. Kahveleri renkli sipariş 'ten aldığım renkli kese kağıtlarına koydum. Minik kek altlıkları ilede süsledim.
 Hediyelerimi beyaz kağıt çantalarda verdim. Üşenmedim onları da süsledim . Renkli kurdelalar , simli evalardan etiketler ile ... Ve üstünde resimli etiket  olan tek şey bu kağıt çantalar oldu. Bu sevimli  çizimi bizim için Burcu Baraner  çizdi. Bu tatlı çizimimizi fotoğrafçı arkadaşımız etiket şeklinde bastı. Ve ben en çok bu çizimin olduğu  kağıt çantalarımızı sevdim ...

  

   Bir de benim minik konuklarım için ufak bir hediyem oldu.Çocukken tekrar tekrar okuduğum , halen sıkıldıkça okuduğum çok ama çok sevdiğim bir kitabı vermek istedim onlara. Samed Behrengi'den Küçük Kara Balık...40 'tan fazla ,  Buse'den sevgilerle notlu , kapağında sahibinin adı olan 40'tan fazla kitap. Sadece bir kişide bile bende bıraktığı etkiyi bıraktığını duyarsam yıllar sonra o da bana yeter sanırım :)

  Bir de simli evalar var.İnsanı uğraşırken mutlu eden .  Haaa birde simleri deli gibi kaşındıran .





İlk Buse'ye evde kendi aramızda minik bir kutlama yaparken kullanmıştım. Altın sarısı bir taç için .

 Sonra doğum gününde ki bütün bebişlere bir tane yaptım.


  Kesip biçtikten sonra diktim onları. Öyle zımbayla basit iş yapmadım yanisi :) Yarısından sonra iki tatlı dost yardım etti de yetişti:)



   Bunlar geriye kalanlar. (gelmek isteyip te bir sebepten gelemeyenlerimin)  Çiçekli olan doğum günü kızının , yanındaki minicikte benim . Eksik kalamazdım.

                       

                                                         Yani benim--di ....


      Kırptıklarımdan arta kalanlar ile de etiket yaptım. Bu delgeci geçen kış tchibo dan almıştım. Bir gün çok severek kullanacağımı bilerek...



   Hepsinin arkasında mührü var...(En çok mesut olduğum husus bu lüzumsuz görünen minnak şeylerimin işe çok yaramış olmaları )


  Ve ben tüm bunları yaparken minicik bir yardımcım vardı ... Ben masa başındayken oda yanımda oturduğunda kendini bir bi şey sanıyor, bir havalar i bir yapınmalar... Sanki bunları o yaptı....
  Gerçi o yapmasa da yapma sebebi oldu...
Paylaş